Tarafsız haber için doğru adrestesiniz. Haber, Haberler, güncel haberler, internet haber,son dakika haberleri, ogaste.com farkıyla takip edin. En son haberlere bizimle ulaşın.
Yasal Uyarı: Sitemizdeki tüm yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılması kesinlikle yasaktır. -
Copyright© 2006-2025 Tüm hakları saklıdır.
HABER YAZILIMI ve
TURKTICARET.NET projesidir
Özlem Öz
Bir gün çiçek, bir ömür mücadele
Siz, bir kadının;
bir günde kaç görünmeyen emeği omuzladığını, kaç yorgunluğu gülümsemesinin arkasına sakladığını,
kaç hayalini “şimdi sırası değil” diyerek ertelediğini,
kaç cümleyi susarak yuttuğunu, kaç kez kendi hayatından eksilttiğini
düşündünüz mü?
Siz bir kadının; evin içinde görünmeyen emeğiyle, iş hayatında sürekli kendini kanıtlama zorunluluğuyla, sokakta var olma ve hayatta kalma mücadelesi ile aynı gün içinde kaç kez sınav verdiğini biliyor musunuz?
Ama maalesef bu yıl da kaç kadının cinayete kurban gittiğini, son yılların istatistiklerini biliyoruz? Bu yıl da rakamlar paylaşılacak, sayıların yıllar içindeki artışı canımızı yakacak ama elimizdekiler sadece rakamlar olacak. Oysa insan, sadece bir rakam değildir. Bu yüzden bu yazıda ben rakamlara hiç girmeyeceğim.
8 Mart Emekçi Kadınlar Günü olarak kabul ediliyor. Peki istatistiklere girmeyen emekler ne olacak? Evlerin mutfaklarında, çocukların ödevlerinde, yaşlıların bakımında harcanan sayısız saat, maaş bordrolarında görünmez. Oysa ki çoğu kadın, iki vardiya çalışır. Biri maaş bordrosuna yazılır diğeri ise tarihin görünmeyen sayfalarına… Toplum dediğimiz şey ise tam da o görünmeyen emeğin üzerinde yükselir.
Burada esas mesele emeğin görünmesi de değil; kadının görünmesidir. Çünkü görünür olan kadın, aynı zamanda aklı ile ön plana çıkabilen, düşünen kadındır.
Ve tarihin bize gösterdiği gerçek şudur ki: Görünmeyen emekten daha fazla korkulan şey, “düşünen ve sorgulayan zihin” dir.
Hadi ülkemizdeki kadın haberlerini bir yana koyup dünyaya bir bakalım. Afganiztan’da kız çocuklarının eğitimini yasaklayan Taliban sözcüsünün kızları Katar’da üniversite okuyor. İran’da başörtüsünü uygun örtmediği gerekçesi ile genç kadınların öldürülebildiği bir düzende din adamlığı yapmış kişilerin kızları Amerika’da özgür bir hayat sürebiliyor. Başkasının kızına yasaklanan özgürlük, kendi kızları için serbest oluyor. Demek ki mesele ahlak, din veya gelenek değil.
Mesele kontrol.
Böyle düzenlerde okuyan kadın istemiyorlar. Çünkü okuyan kadın düşünür. Düşünen kadın ezberi bozar. Ezber bozan zihin de erkeklerin düzenindeki konforu dağıtır.
Ve en tehlikelisi de, şunu söyler:
“Başka türlü de olabilir”
İşte bütün korku da burada başlıyor. Kadın cinayetlerinde de, kadının yok sayılmasında da mesele bu:
“Başka türlü de olabilir.” Bunu söyleyebilecek kadından korkulduğu için, kadınlar bugün korkuyla yaşıyor. Oysa ki bir toplumda kadınlar korku ile yaşıyorsa, o toplum aslında kendi geleceğinden korkuyordur. Bir kadın susturulmuşsa aslında düşünce susturuluyordur. Bir kadın öldürülüyorsa, eksilen yalnızca bir rakam değil; bir gelecek, bir ihtimal, bir evlat, bir anne ve koskocaman bir dünyadır.
Bu toprakların kurucusu Mustafa Kemal Atatürk yıllar önce çok net söylemişti: “Dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” Ve eğer bir toplum kendi eserine saygı duymayı öğrenemezse geleceğini de kendi elleri ile yıkmaya devam eder.
Bu yüzden, artık bu 8 Mart’ta çiçek falan istemiyoruz. Çünkü mesele verilen çiçekler değil yılın geri kalan 364 günündeki gasp edilen hayatlar.
Süslü cümleler, hediyeler hepsi sizin olsun.
Kadınların ihtiyacı olan şey: Yaşayabilmek!