Tarafsız haber için doğru adrestesiniz. Haber, Haberler, güncel haberler, internet haber,son dakika haberleri, ogaste.com farkıyla takip edin. En son haberlere bizimle ulaşın.
Yasal Uyarı: Sitemizdeki tüm yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılması kesinlikle yasaktır. -
Copyright© 2006-2025 Tüm hakları saklıdır.
HABER YAZILIMI ve
TURKTICARET.NET projesidir
Özlem Öz
Kötülüğün saygın hali
Nasıl ki ailelerin aynası çocuklar ise, toplumun da gerçek aynası çocuklarına ne yaptığıdır. Son günlerde sıklıkla karşımıza çıkan Epstein dosyasındaki bakmaya tahammül edemediğimiz görseller, bu aynayı sertçe yüzümüze çarpıyor. Ve esas soru ise şu: Biz bu aynaya bakacak cesarete sahip miyiz?
Burada mesele tek bir adam ya da tek bir ülke değil; çocukların, paranın ve gücün altında nasıl ezildiği. Hatta asıl mesele bu suçların yıllarca nasıl mümkün olabildiği. Kimlerin bildiği halde sustuğu, kimlerin görmezden geldiği, kimlerin çok güçlü olduğu için korunduğu…
Münferit değil diyorum, çünkü biraz tarih okuyan herkes, sınıflı toplumlarda egemen sınıfın, ezilen sınıf üzerinde her türlü tepinme hakkını kendinde görerek neler yaptığını bilir. Feodal lordlar selflere, Roma’da patrisyenler kölelere, sömürgeci devletler yerlilere… Mantık hep aynı. Sınırsız servet, politik dokunulmazlık küresel ilişkiler ile birleşiyor; bu durum sadece lüks ve ayrıcalık üretmiyor aynı zamanda görünmezlik ve cezasızlık da satın alabiliyor. Ve zenginlik artık bir araç değil, hukukun önüne konulmuş bir kalkan olarak duruyor. En acı tarafı da böyle gerçekler yy’lardır biliniyor ama konuşulmuyor. Çünkü konuşmak; paraya, siyasete, prestije dokunmak demek. Bu yy’da ise çocuk istismarı sadece fakir mahallelerde, Afganistan’ın ya da Pakistan’ın karanlık sokaklarında değil; ışıltılı salonlarda, pahalı uçaklarda, özel adalarda, kapalı davet listelerinde de yaşanıyor. Tüm bunlarla birlikte suç bireyselmiş gibi görünse de örtbas etmek kollektif olarak karşımıza çıkıyor. Tıpkı Hannah Arendt’in, Kötülüğün Sıradanlığı adlı kitabında “Kötülük, çoğu zaman canavarca değil; düzenli ve saygındır” dediği şekilde karşımızda.
Tam da bu yüzden, mesele yalnızca suç değil; rejim ve düzen meselesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi, “Bir ülkede gerçek uygarlık, en güçsüzün ne kadar korunduğu ile ölçülür”. Çocuklarını koruyamayan bir düzen, ne kadar zengin olursa olsun geleceğini inşa edemeden çürüyen bir topluma dönüşür. Hukukun paraya eğildiği yerde haklar susar, adalet eksilir. Oysa ki gerçek adalet, failleri değil; failleri koruyan düzeni sorgulamakla mümkündür. Aksi halde hangi ülkede, hangi yy’da olduğunun da bir önemi yoktur. Sadece eski utançların tekrarı ve devamı olarak durur. Ve çocuklar yine en sessiz; en korumasız yerde bırakılır.
Gündemimize düşen Epstein aslında bir istisna değil. O, sadece paranın ahlak ve vicdandan daha hızlı koşabildiği bir dünyanın sonucu. Böyle örnekler maalesef tek bir acı gerçeği yüzümüze vurmakta:
Çocuklar korunmadığında, suç bireysel kalmaz; sistematikleşir. Üstelik bu sistematikleşme en çok para ve sessizlikle beslenir.