Tarafsız haber için doğru adrestesiniz. Haber, Haberler, güncel haberler, internet haber,son dakika haberleri, ogaste.com farkıyla takip edin. En son haberlere bizimle ulaşın.
Yasal Uyarı: Sitemizdeki tüm yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılması kesinlikle yasaktır. -
Copyright© 2006-2026 Tüm hakları saklıdır.
HABER YAZILIMI ve
TURKTICARET.NET projesidir
Copyright© 2006- Tüm hakları saklıdır.
Özlem Öz
Kral Çıplak
“Masallar, çocuklar uyusun; büyükler uyansın diye anlatılır…”
Başlığımızdaki masalı da sanırım bilmeyen yoktur. Bir zamanlar, krallar masallarda yaşardı. Tahtları vardı, sarayları vardı… Ama esas güçleri, etraflarında onları sürekli onaylayan sessizlikti. Kimse cesaret edip gerçeği söyleyemezdi, çünkü her gerçeğin bir bedeli vardı.
Bugün, masalların dekoru değişti. Tahtlar ekranlarda görünür oldu. Saraylar betonla yükseldi. Kaftanlar, pelerinler yerini cekete kravata bıraktı. Ama sessizlik, hala en sadık muhafız olarak duruyor.
Amerika Birleşik Devletleri, bugünlerde tarihinin en büyük sivil itaatsizlik eylemlerinden birine sahne oluyor. Yaklaşık 9 milyon kişi Trump karşıtı eylemler için sokakta. Sadece metropoller değil kasabalarda da on binlerce kişi “No Kings!” (Kral Yok) eylemlerine katılmakta.
“Kral istemiyoruz.” diyorlar.
Bu sadece bir slogan değil; bir reddediş biçimi. Sadece lidere de değil, liderliğin yozlaşmış haline, gücün kendini mutlaklaştırmasına, siyasetin vicdanını kaybetmesine bir isyan.
“Masumların kanı üzerinden siyaset yapma!” diyorlar.
Bu cümle de artık bir eleştiri değil. Doğrudan suçlama.
Artık mesele şuna dönüştü: Beyaz Saray’a doğru yürüyen kalabalığın karşısında bir devlet başkanı mı var, yoksa kendini hukukun üstünde konumlandıran, gücü kişiselleştiren bir kral mı?
Tarih, bu sorunun cevabını defalarca kez verse de insanlar yine aynı hatayı yaptı: Güce alıştı.
Amerikalı tarihçi, Hanna Arendt, yıllar önce söylemişti: “En büyük tehlike, kötülüğün sıradanlaşmasıdır”
Çünkü kötülük bağırarak gelmez. Yavaşça yerleşir. Cümlelerin içine sızar, hayata sızar. Ve bir gün bakarsınız herkes bu kötülüğe alışmıştır. Kimse itiraz edemez. Masumların ölümü sadece istatistiksel rakam haline gelir. Savaşların “güvenlik” diye pazarlandığı bir dünyada, vicdanlar siyasi pozisyona indirgenir. Ve en korkuncu: İnsanlar tüm bunları normal kabul etmeye başlar.
İşte o an, birileri çıkar. Masaldaki çocuk gibi “Kral Çıplak! der. Bugün de Amerika’nın halkı, dünyanın gördüğü ama kimsenin söyleyemediğini sokaklarda haykırıyor.
Bu cümle, artık bir metafor değil, belki de bir kırılma anı.
“Biz kral istemiyoruz” diye bağıranlar, aslında “Biz tebaa değiliz, yurttaşız” diye bağırıyor. Ve hiçbir yurttaş kendine bu kadar yukarıdan bakan bir gücü sonsuza kadar taşımaz.
Güç, sorgulanamaz sanıldığında, belki herkes susar ama gerçek, eninde sonunda kendini duyuracak bir ses bulur. Tıpkı bugün Amerika’nın sokaklarında olduğu gibi yankılanır.