Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Masumiyetin müzede kaldığı çağ

Yazının Giriş Tarihi: 20.02.2026 16:44
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.02.2026 16:53

Bu yazıya, geçen hafta İstanbul Avcılar’da bir sokak röportajında 13, 14 yaşlarında kız çocuklarının kullandıkları ifadelerle başlamak istiyor ve kendilerini Avcılar’ın ablaları olarak tanıtan bu çocukların sözlerini aynen aktarıyorum:
“Biz, hep buradayız. Herkes bizi bilir, hayranlık duyar. Kimin bir sıkıntısı olursa çözeriz, çek senet meselesi varsa mekana çökeriz.” Ürpertici değil mi? Okul çağındaki çocukların mekanı sokak; ve hayattaki mottoları mekana çökmek…


Şimdi bu konu ile aynı zaman paralelliğinde gündem olan Orhan Pamuk’un eseri Masumiyet Müzesi’ne geçelim. Söz konusu kitap 2008’den beri var. Ama her zaman olduğu gibi dizisi çekilince gündem oldu. Önce kitabın konusu hakkında kısaca bilgi vereyim:
1975 yılında, İstanbul sosyetesinin 30 yaşındaki bekar, zengin ve yakışıklı çocuğu Kemal ile; onun uzak akrabası olan Fusün’un aralarındaki derin ilişkiyi anlatan bir roman.
Füsun, henüz 18 yaşında ve üniversiteye hazırlanıyor aynı zamanda da bir butikte çalışıyor. Güzel bir genç kız olduğu için talipleri fazla. Kemal ile tanışmadan önce evli ve zengin adamlarla birçok kez görüşmüş. Sonra da Kemal ile görüşmeye başlıyor, her gün aynı saatte aynı apartman dairesinde buluşuyorlar. Zaman geçtikçe aralarındaki ilişki bir takıntıya, saplantıya dönüşüyor. Yıllar içinde Füsun, ağır depresyon geçirirken Kemal ise Füsun’un elinin değdiği her şeyi biriktirip eşyalara anlam yüklüyor, Fakat bu hikaye, her ikisinin de hayatına zarar veren çok trajik bir sonla bitiyor.

Betimsel detayların muhteşem aktarımı, okuyucuyu da izleyiciyi de büyülüyor. Özellikle ayrıntılara girmiyorum çünkü burada kitap yorumu yapmayacağım. Diziden kesitler, yorumlar derken; ben, bu diziyi ya da dizinin kesitlerini izleyen genç kızlarımızın yorumlarına odaklandım çünkü.
“Keşke Kemal gibi zengin biri beni de bulsa” diye yazan küçük kızlar o kadar çok ki…


18 yaşına yeni girmiş gencecik bir kız, 30’larında yetişkin bir adamla birlikte ise; ve 13, 14 yaşındaki kız çocuklarımız da “keşke beni de böyle biri bulsa” diyorsa; orada bir düşünmek, “hayır efendim bulmasın, hatta uzak dursun” demek lazım. Çünkü mesele roman meselesi değil; romantize edilen güç dengesizliğidir. Şu anda medyadaki tüm örnekler genç kızların kalbinde bir “kurtarılma” hayali olarak yer ediyor. Çünkü bize yıllardır aynı masal anlatılıyor. “Çok güzelsen, zengin adam gelir ve seni seçer.” Oysa ki güçlü olanın genci seçmesi değil; genç olanın potansiyelini keşfedip kendini seçmesi gerekir.
En başta yazdığım, sokak röportajındaki kız çocukları “mekana çökeriz” derken; çocuk yaşta hayatta var olmanın yolunu sertlik ve hakimiyette arıyorlar. Çünkü onlara öğretilen dil: Güçlü olursan, görünür olursun.
Masumiyet Müzesi’ni izleyince “Keşke Kemal gibi biri beni bulsa” diyen genç kızlar ise gücü sahiplenmek yerine güce sığınmayı hayal ediyor. Onlar da görünür olmanın yolunu bir adamın gücünde arıyor.
Yöntem farklı, zemin aynı.
Ama her ikisinin de referansı kendi potansiyeli ile ilgili değil.
Esas mesele ise şu: Yıllar geçiyor biz hep kız çocuklarına güçlü olmayı değil de güçlü görünmeyi öğretiyoruz. Kendini inşa etmeyi değil; bir konuma yerleşmeyi öğütlüyoruz. Bu yüzden de biri sokakta rol kesiyor biri de hayatta zengin bir adamın koluna girme rolünü bekliyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.