Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Savaşı erkekler başlatır, devrimi kadınlar…

Yazının Giriş Tarihi: 15.01.2026 15:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.01.2026 15:59

Fransız Devrimi’nde Versailles’e ilk giren, ekmek için yürüyen kadınlardı. Direnişcilerin tamamına yakını kadındı.

Rus Devrimi’nde Şubat 1917 grevini başlatan, “Ekmek ve Barış” sloganı ile direnen kadın işçilerdi. Arap Baharı’nda meydanları dolduran ilk kalabalıklar yine kadınlardı.

Halide Edip, işgal altındaki İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda konuşurken ortada bir devlet yoktu ama bir irade vardı ve o irade bir kadının sesiyle vücut bulmuştu. Cumhuriyet harcı, her zaman cephede değil; evin en kuytu köşelerinde de karıldı.

Bugün ise İran’daki kadınlar dünyanın gözü önünde. Sokaklar öfkeli; iktidar sert; devlet dili ise çok tanıdık: Ahlak ve Güvenlik.

İran’da olan biten hiç de yeni değil ama yeni olan şey artık itaatin işlemiyor olması. Bir rejim, kadınların bedenini kontrol etmeye başladığı anda aslında kendi çöküşünü de ilan eder ama bunu zaman gösterir.

O zaman, İran geçmiş zamanına kısaca bir göz atalım. Bu ülkede isyan ve karışıklık aslında yeni değil, 2500 yıllık ayaklanma tarihi var. Antik çağlardan beri devlet ile halk sürekli çatışıyor. Pers krallarından modern rejimlere kadar iktidar, bu topraklarda defalarca kez sokak tepkileri ile sınandı. Ama günümüze daha yakın bir zamana bakarsak:

1979’daki İslam Devrimi’nden önce kadınların başörtüsü takma veya takmama özgürlüğü vardı, bu bir seçenekti ama zorunluluk değildi. İran İslam Devrimi'nden sonra kamusal alanda başörtüsü takma zorunluluğu getirildi.(Tam burada, henüz 22 yaşında iken bir tutam saçı göründüğü için tutuklanan sonra da İran’ın ahlak polisi gözetiminde şüpheli şekilde can veren Mahsa Jina Amini’yi hatırlatmak istiyorum)

Kadınlar için evlilik yaşı 18’den 13’e (1979); hatta bir dönem bu da yetersiz görülüp 9’a indirildi.(1982) Sonra tekrar 13’ e çıkarıldı.

Bir erkeğin aynı anda dört kadınla evlenmesi yasal hale getirildi. Kadınların kendi iradesi devlet tarafından tanınmadığından, evlenebilmeleri için bir vasi şartı getirildi. Evli bir kadının kocasının izni olmadan başka bir ülkeye seyahat etmesi yasaklandı.

Örnekler böyle devam eder gider. Tarih boyunca otoriter rejimler meşruiyet krizine girdiklerinde ilk olarak kadınları hedef almıştır. Çünkü kadın bedeni, ideolojinin en görünür vitrinidir. Pazarlama da böyledir. Saç, etek boyu, ses tonu, yürüyüş… Kullanılmak istendiğinde hepsi birer sembole dönüştürülebilir. Bu durum siyasal sembol için de aynı olmuştur. Halbuki güçlü devletler, saç teliyle uğraşmazken sert rejimler bu mesele ile ahlak maskesi altında uğraşır. Bu durumda İran’daki protestolarda en önde kadınların olması normaldir. Çünkü kadınlar, otoriter düzenlerde ilk kaybedenler olmuştur. Bugün İran sokaklarında yalnızca öfke yok. Bir hafıza yürüyor. Susturulmuş kuşakların, bastırılmış seslerin, yarım bırakılmış cümlelerin yürüyüşü bu.

Bu yürüyüşleri takip ederken, İran sokaklarında bir duvar yazısı gördüm: “Devrim, bir kadının evidir” yazıyordu. Ne kadar anlamlı… Gerçekten de savaşı dünya tarihinde hep erkekler başlatır, çünkü savaş iktidarın dilidir; kısa, yıkıcı ve gürültülü bir dil. Kadınlar ise devrimi başlatır, yavaş, inatçı ve kalıcı… Çünkü devrim, hayatı savunmaktır.

Yanıbaşımızda olan biteni görünce; böylesine karışık, problemlerle dolu bir coğrafyada, tüm engelleri aşarak modern Türkiye’yi nice zor şartlar altında kuran; ülkemizdeki kadın haklarını dünyanın sayılı ülkelerinden daha da ileri taşıyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ e şükran borcumuzu da hatırlatmak isterim.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.