Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Tüzel kişilikli nehirler ve çorak hafızalar

Yazının Giriş Tarihi: 19.11.2025 13:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.11.2025 13:53

Kanada’da bir nehre tüzel kişilik tanındığını biliyor muydunuz? Nehrin dokuz hakkı var; bunlar içinde akma hakkı, kirletilmeme hakkı, kendi ekosistemini koruma hakkı, kültürel değerlerinin korunma hakkı gibi haklar var. Nehrin dava açma hakkı da var.Tabii ki bu haklar soyut idealler içine sıkıştırılmış, göstermelik, ve sadece kağıt üzerinde oluşturulmuş değil. Romantik bir doğa jesti hiç değil. Mesele çok daha derin. Hukukun doğa ile ontolojisinin yeniden şekillenmesi olarak düşünülebilir. Elbette bir nehir dilekçe veremez, dava açamaz, sözleşme imzalayamaz. İşte tam da bu noktada tüzel kişilik kavramı devreye girmekte. Tıpkı şirketlerin, vakıfların, belediyelerin yaptığı gibi hareket eden temsilciler aracılığı ile nehir, haklarını savunabiliyor. Çünkü Kanadalılar için nehir, sadece bir su yolu değil; biyolojik çeşitliliğin, kültürün, hafızanın, ata mirası toprakların yaşayan bir parçası. Bu gelişme, Kanada ile birlikte Yeni Zelanda ve Kolombiya’da da yaşandı.

Buraya kadar okuduysanız, aynı Kanada’dan mı bahsediyoruz diyebilirsiniz. Hani şu ülkemizde altın madeni aramak için bir sürü yerde doğamızı katleden Kanada var ya, işte o Kanada. Aynı Kanada, bir nehrini kültürel hafızası olarak görürken, ben de biraz bizim hafızamıza döneceğim. Yıllardır derelerin yatakları değiştirilirken, köylüler defalarca derelerine sahip çıkmak için jandarmanın karşısında dururken, Marmara daha birkaç yıl önce müsilaj içinde boğulurken, Salda’nın rengi turkuazdan griye dönerken, Kaz dağlarından imdat çığlıkları yankılanırken çoğumuz kendi derdimize düştük. Sustuk, sustukça çığlıklar da sustu. Halbuki ben size bizzat kendi ailemden örnek vermek istiyorum. Karacabey ilçesindeki, Kocadere’ye bir bakalım. Zamanında içinde yüzen balıkların göründüğü, suyunun içilecek kadar temiz olduğu, babamın dedemin çocukken yüzdükleri nehrin üzerinde şu anda simsiyah bir örtü serili. O nehir kuruduktan sonra hangi neslin anıları geri gelebilir…

Yine çok yakından, Bilecik Bozcaarmut’tan bir örnek vermek istiyorum. Bozcaarmut Göleti’nin 1 km yakınına altın madeni yapılmak isteniyor. 16 Kasım günü altın madeni projesinin suya, toprağa, havaya vereceği zararla ilgili bilgilendirme toplantısı yapıldı. Hem Bozcaarmut’u hem de çevre köyleri tehdit eden altın madeni projesine karşı; çevre örgütleri, uzmanlar, siyasi parti temsilcileri ve en önemlisi yediden yetmişe bölge halkı oradaydı. Toplantı, köy halkı ve destekçi kurumların birlikte mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğinin altı çizilerek sona erdi.

Kanadalı'nın, Yeni Zelandalının, Kolombiyalının suları ata belleği olarak kabul edilirken, hakları korunurken bizim belleğimize ne oldu? Bir nehrin, sadece su değil; hatıra taşıdığı gerçeğini ne zaman unuttuk. Suları kimyasalla bulandırılmış, yatağı daraltılmış derelerin başında durup, tam da kuraklık yaşadığımız şu günlerde “doğa bize kızgın” demeye devam mı edeceğiz? Hangi bölge ya da hangi şehirdeki doğal kaynak olduğu hiç fark etmez, çünkü sorun yerel bir sorun değil. Kolektif hafızamızın silinişinin acı hikayesi… Yalnızca suyu kaybetmiyoruz, balıklar çekiliyor, ağaçlar yok oluyor, gölgeler kayboluyor, anılar silindikçe dilimizdeki mecazlar bile yetim kalıyor.

Kanadalı'nın nehirlerine hukuki kişilik tanıması aslında hukuk mücadelesinden ziyade yüzleşme örneğidir. Onlar, nehirlerinin canlı bir varlık olduğunu hatırladılar. Biz ise hala bir nesne gibi görüyoruz. Oysa bu topraklarda suya, ağaca, dağa isim koyan; sonra da o isimleri çocuklarımıza koyan bir ruhun parçalarıyız. Bugün ise o ruhu kaybetmiş gibi görünüyoruz. Bir şeye sahip olduğumuz zaman onu koruma sorumluluğunda değil de üzerinde tepinme tasarrufunu kendimize hak görüyoruz. Oysa ki biz ancak o gölün, nehrin, ormanın misafiriyiz. Ve doğa da artık diyor ki “misafirsen, misafirliğini bil; yoksa sana bir bardak su bile vermem.” İşte tam da bu noktadayız. Sustukça nehirlerin çığlıkları da sustu demiştim ya; bizim sularımız da, kendi kişiliğini, bizi susuzluk ve kuraklıkla başbaşa bırakarak ilan edecek gibi görünüyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.