Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Kötülüğün sıradanlaşması, devletin ölümü ve deccalin görünürlüğü

Yazının Giriş Tarihi: 14.02.2026 11:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.02.2026 12:00

Kötülüğün sıradanlaşması üzerine ironik içeriğe sahip bir yazı yazmayı düşünüyordum. Fakat dünyanın gidişatı ve şirketlerin devletleşmesi karşısında kamunun çöküşünü görünce eski kadim anlatılarla bunu Deccallik imgesiyle anlatmamın daha doğru olduğunu gördüm.

Küçük bir çocuk iken büyüklerimiz Deccal’in ahir zamanda zuhur edeceği ve onun “tek gözlü” olduğu ve diğer gözünün “kör” olduğu söylenirdi. Bu hem ilgimi çekerdi hem de pek bir anlam veremezdim.

Sonra büyüdüm ve gerçekten Deccal’in var olduğunu ve “tek gözü” olduğu gördüm (!) Çünkü Deccal tek gözlüdür ve hakikatlere karşı kördür.

Teoloji eskatolojilerine göre Deccal hiçbir kurala tabi olmayan, insanları doğru yoldan saptırmaya çalışan ve olağanüstü güce sahip müstekbir bir vasıf olarak kavramlaştırılır. Kötülüğe açılan, kendi referansı dışında tüm hakikatlere gözlerini kapatan ve sadece kazanmayı rehber edinen bir zihniyet yanılsaması olarak da okunabilir.

Deccal, kendisinden başka hiçbir şeyi görmeyendir. Onun içindir “tek gözlü”dür ve gerçeğe şahitlik etmez. Olay ve olgulara tek gözle bakan kişi sadece kendi zevk ve kazancını düşünür. Böyle düşünen bir şahıs gerçekte hakikate karşı gözlerini kapatır. Kendi gerçeklerini başkalarına dayatmaktan çekinmez. Günümüzde bu örneklerden geçilmiyor.

İnsanlık tarihinde her otorite biçimi bir nevi deccallik emaresini taşır.

Ahir zamana ait olarak yorumlanan bu anlatının aslında günümüz için de geçerli bir öğe olduğunu söylemeliyim.

Eski kadim ravilerin rivayetlerine göre kötülüğün yeryüzüne saçılmasıyla birlikte insanlar maddi şeylere kasaya (para/pula) tapınmaya başlayacaklar, işgal ettikleri koltukları, masaları (emanet aldıkları şeyleri) bırakmayacaklar ve kendilerinin dışında diğer insanların acılarını görmeyecek kadar empati yoksunluğuna uğrayacaklar; körleşecekler, sağırlaşacaklar ve kalpler mühürlenecek ve duyarsızlaşacaklardır.

İşte Deccal bu kötülüğün simgesel sembolüdür.

Kötülük, özne değildir, sinsidir; kimliğini saklar. Çünkü nesnedir, karanlıktır ve organize olmak zorundadır. Kötülük, açgözlülüktür ve her zaman tahakküm biçimlerinden beslenir.

İyilik ise spontanedir, varlığı kendiliğindendir ve öznedir. Kimliğini saklamaya ihtiyaç duymaz. Görünürdür ve şeffaftır. İyilik bütün tahakküm biçimlerine (efendilik) karşı meydan okuyan insanın Tanrısal bir özüdür.

Kötülük ise nefsani bir şeytanlıktır. Çıkarlar skalasından beslenir. Çünkü kötülük cimriliktir, paylaşmayı sevmez. Oysa iyilik, paylaşmayı ve vermeyi kamçılar. Bir anlamda iyilik bulaşıcıdır. Kötülük ise çıkarı rab edindiği için istifçi bir yapıya sahiptir. İnsanların çoğu sahip olmaya çalıştığı şeyin kişiliğin ölümü ve zehri olduğunu unutur. İyilik, “vermek” fiili üzerinde filizlendiği için şifacıdır; insan yaşatır ve hayatı güzelleştirir.

Kötülüğün sıradanlaşması ve çıkarın tek geçerli özne olarak öne çıkışı insanı fakirleştirir ve güzel olan şeylerden mahrum bırakır.

Yaşadığımız gezegene bakıldığında Deccal’in görünürlüğünü her yerde görüyoruz.

Bu alametlerden birincisi servetin kişiler arasında tekelleşmesi ve devletleşmesidir. İkincisi ise toplumu yöneten azınlığın azgınlaşması ve hiçbir üst hakikate ve ahlaka tabi olmamasıdır.

Servet ve iktisadi kaynaklar açısında gerçekten bu zenginlik “emek sonucunda mı kazanılmıştır, yoksa başka yerlerden haksızca bazı eylemler sonucundan mı elde edilmiştir ?” bunun sorgulanması gerekiyor. Örneğin Dünya nüfusunun en zengin yüzde 10’nu dünyadaki servetin yaklaşık dörtte üçüne sahip iken dünyanın en yoksul yarısı ise ancak %2 sine sahiptir. Ülkemizde bu durum ise nüfusun %10’luk kesimi gelirin %53’ünü alırken en düşük gelirli yüzde 50’lik kesim sadece yüzde 15’ini alıyor.

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa !

Ayrıca zenginlerin kamu maliyesine katkıları gelirlerine göre çok orantısız olduğunu da ekleyelim.

İkinci öğe ise yönetici elitlerin; bireysel veya milli çıkarları her türlü değer ve norm skalasının üstünde tutmalarıdır. Devletler, şirketler, şahıslar kuvvet, servet, bilgi ve ilişkiler ağında devşirdikleri güç ile hiçbir norma tabi olmamaları kaosu doğrudan tetikleri de ortadadır.

Normun “güç” parametrelerine göre belirlenmesi; ahlakın çöküşüne, hukukun sekteye uğramasına ve demokrasinin gelişmemesine neden olur.

İnsanın mana açısından en büyük imtihanı gücü/otoriteyi nasıl kullanacağına dairdir. Bir kişinin ahlaklı olup olmadığının göstergesi, güçlünün kendisinden zayıf olanla kurduğu ilişki biçimine bakmak gerekiyor. Yürüyenin sakatla, duyabilenin sağırla, görenin körle, zenginin fakirle, yetkilinin yetkisiz kişiye karşı sergilediği tutumuna bakarak ancak gerçek bir yargıya sahip olabiliriz. Bu da yetmez ahlaklı yaşamanın güvencesi kuvvetli bir hukuk sistemidir. Epstein belgeleri bize bunu gösterdi.

Bu kapsamda modern devletin ve kamu yöneticilerinin kendi varlık gerekçelerini ciddi bir şekilde sorgulamaları gerekiyor. Çünkü kamu ve kamu idarecilerinin geniş kesimlerin refah ve zenginliğini baz alarak politika oluşturmadıklarını ve bu azgın azınlığa servet transfer ettikleri ve dünya ölçeğinde beslenip koruduklarını görmekteyiz. Dünya kurulduğundan bu yana yeryüzünde hiçbir kişi bu tekno feodal beyler kadar ( Elon Musk, Jeff Bezos, Larry Page, Sergey Brin, Mark Zuucherberg, Bill Gates vb) yerel ve küresel ölçekte bir servete sahip olmamışlardır. Ki, kutsal kitaplarda geçen Karun’un zenginliği bu yeni azınlığın serveti karşında çok küçük ve masum kalır.

Onun için devletin bu küresel çağda yeni fonksiyonlara bürünmesi gerekir, aksi takdirde bu tekno feodal beylere karşı hiçbir güç duramaz. Devletin tartışılmazlığı şuradan kaynaklanmaktadır: Toplumsal sorunların çözümünde belirleyici bir öğe ve "hakem" olarak tarih sahnesine çıkmasıdır. Devlet, düzen fikrinin bekçisidir. Düzende kastedilen şey her kesin hukuka, kanunlara, toplumsal müeyyidelere şartsız ve kayıtsız uymasıdır. Birey veya devlet kendi iradesini gerçekleştirmeye çalışırken başkalarının özgürlüklerini, refahını, emniyetlerini ayrımsız bir şekilde- yasadan kaynaklanmayan güçlere karşı- korumak, yaşatmak ve yönetmek için vardır.

Çünkü milletin istek ve taleplerini karşılayan organizasyonun ismi devlettir. Devlet, yönetici insanlardan oluşur. Devleti sevk ve idare eden bürokrasidir. Bürokrasi, vatandaşların refahını, özgürlüklerini ve güvenliklerini sağlamak için halk tarafından ücretleri verilen ve istihdam edilen kamu görevlileridir. Onların işlerinde ehil ve liyakat sahibi olmaları toplumu geliştirir. Aksi takdirde toplumun gerilemesine sebebiyet verir.

Devlet insan muhayelesinden ayrı ve bağımsız bir güç olmadığını bilmeliyiz. Çünkü insanın tanrısal varlığının özü; kula kulluk edilmeyeceği gerçeği üzerinde yaratılmıştır. İnsanoğlu bu bilince sahip olduğundan hem demokrasi gelişir hem de yöneticiler kötülüğe kolay sapmazlar.

Devlet dediğimiz oluşumun bir kere ezeli ve ebedi olmadığı da ortadadır. Bizi yöneten insanların bir kutsalllıkları yoktur. Kimse devlette çalıştığı için diğer vatandaşlardan da üstün değildir. Çünkü her yöneticinin yetkisini belirleyen yasadır. Toplumsal kaide ve kuralların şeffaf, adil ve kapsayıcı olması ve denetlenebilir mekanizmalara bağlıdır. Demokrasinin kökleşmesi ancak hukuk normları sayesinde olur.

Bir kere devlet sonradan oluşmuş bir gerçekliliktir ve modern hayatın vazgeçilmez temel unsurudur. Refah, güvenlik ve özgürlüğün sağlanması için devlet var olmuştur. Millet her zaman devletten önce gelir. Milletler kalıcıdır fakat devletler belli tarihsel süreçlerin sonucudur. Her devlet, bir millete ihtiyaç duyar, fakat her milletin bir devlete ihtiyacı olmayabilir. Tarihte devlete sahip olmayan birçok millet söz konusudur.

Devletin bu genel mahiyetinden sonra günümüz dünyasına gelirken devletler artık nerede ise şirketlerin ve organize sivil veya hükmi şahısların iradelerini gerçekleştiren basit bir aygıta dönüşmüşler. Dünya ölçeğinde şirketlerin devletleşmesinin önü kesilmelidir ve faaliyetleri ağır hukuki müeyyidelere bağlanmalıdır.

Devletin işlevlerini yitirmesi toplumlar için trajedidir. Çünkü devletin yok olmasıyla birlikte kötülük sıradanlaşır, güçlüler güçsüzleri ezer ve toplumsal çöküş kaçınılmaz olur.

Deccallik, devletsizlikten/ hukuksuzluktan peyda olur.

Devletin varlık gerekçesini iyi idrak etmez isek, sonradan olan veya oluşacak birçok şeylere gönüllü kulluk etmeye başlarız. Bu da insan fıtratının parçalanması ve kendisine yabancılaşmasıdır.

O halde devletin hem varoluşunu hem de varlık gerekçesini hukuk ve adalet kavramının üstüne oturtmak ve aramak gerekir.

Onun için atalarımız boşuna dememişlerdir: “Ya devlet başa ya kuzgun leşe !”anlamında ) devleti devlet yapan ana faktördür.
Yani devlet,"haklı olanın hakkını haksızdan alan"aygıttır.
Dört tane ana görevi vardır.
1.kişinin yaşam (can) güvenliğini sağlamak. (Kişinin varlığını hertürlü tehlikelerde koruyup emniyet altına almak,insanın en temel hayat hakkıdır. )
2..Mülkiyet hakkını korumak(alınterinin ürünü olan helal kazancı güvence altına almaktır)
3.inanç ve düşüncenin özgürlüğünü sağlamak .Bir nevi akıl emniyetidir. (Bütün düşünce ve fikirlere karşı tarafsız ve hakem olması.Hiçbir düşüncenin resmi bekçisi olmadan bütün düşüncelere eşit uzaklıkta olmaktır. Devlet, herhangi bir düşünceye taraf olduğunda orada gelişme olmaz.Çünkü herkesin ayni düşünceye sahip olduğu yerde gelişme ve ilerleme olmaz. Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, orada hiçkimse düşünmüyor demektir." Hakikat, zıtların çarpışmasından doğar." der,Hz Ali
4-kişilerin onuru,kimliklerini ve haysiyetlerini korumak; aynı zamanda nesil emniyetidir.(Toplum halinde yaşayan insanların onurlarını, kimliklerini ,şeref ve haysiyetlerini güvence altına almak temel bir haktır. Nesil emniyeti; egitimi,sağlığı ve bizden sonraki diğer canlıların devamlılığını koruyan, sürdürülmesine imkan sağlayan ekolojik hakkaniyet ilkesinin bir gereğidir .
Yukarıdaki ilkeler ışığında devleti tahlil ettiğimizde ;
1.Pasif devlet: Güçsüzün imanını gevreten,güçlüye karşı geviş getiren inektir.
2.Makul devlet: Güçlü olursa bizi ezer,güçsüz
olursa biz ölürüz.
3.İdeal Devlet: Gücünü hissettirip, asla göstermeyendir. Kutup yıldızı gibidir,herkesin hakkını temsil eder ve yönümüzü bulmamıza yardımcı olur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.